Annemin Çantası –  Yazar: Sara Şahinkanat – Resimleyen: Ayşe İnan

Bir çocuk ne bekler anneden?

Her bebek, annesinin bağıyla temas kuruyor kendi canıyla. Doğduğunda, göbek bağı kesilse bile ayırt edemiyor kendi bedenini ondan. Duyulduğunda, anlaşıldığında anlıyor ki yaşıyor. Onun kokusunu duyunca, canıyla kurduğu ilk teması hissediyor, “Güvendeyim!” Diyor. Sonra yavaş yavaş görüyor onu, ağzından çıkan sözlerle gördüğü diğer şeyleri anlamaya başlıyor. Anlıyor ki bir kendisi, bir annesi yok dünyada. Başka temaslar kuruyor, keşfetmek istiyor, gelişmek istiyor, yavaş yavaş kendi bağımsızlığını kazanıyor. Yine de o tanıdık ses, o reddedilemez bağ hep içinde bir yerde duruyor. Annemin Çantası, çocuğun gözünden  “anne” yi anlatıyor.

       Kitabın çizimlerinde bir gerçeklik var. Eğer bir eser oldukça somutken, derinden etkileyebiliyorsa bu onun sanat değerinin yüksek olduğunu gösterir diye düşünürüm. Bir resim, kitap, bir çocuğun anlayabileceği, görülenin apaçık anlaşılabileceği kadar somutken, derin anılara, duygulara götürebiliyor, bir sanat eserine dönüşebiliyor. Bu kitapta da bunu görüyoruz. Sara Şahinkanat yazmış, o yazılan bir ruh bulmuş Ayşe İnan’ın çizimiyle ve gelmiş kalbimize oturmuş.

 Annenin o kocaman çantası, biraz yıpranmış kıyafetleri, çocukların ellerinin annesinin eline yetişmesi… Beni aldı, kendi çocukluğuma taşıdı. Küçükken tıpkı öyle annemin eline yetişmeye çalışırken “Anne ne kadar büyüksün. Büyüsem, büyüsem çok büyüsem yine de senin kadar olamayacakmışım gibi geliyor…”derdim. Annem gülümserdi. “Senin boyun beni bile aşacak” Demişti bir gün. “Anne gerçekten mi, gerçekten seni aşacak mı boyum?” Demiştim. “Evet” demişti “Aşacak… ” Bugünden o ana gülümsüyorum şimdi, “Meğer annem haklıymış.” Diyorum. Bu kitapta bu büyüklük hissi, çocuğun annesine hem fiziksel hem de duygusal güveni böylece yansıtılmış.

Annem çantayı açıyor,

Hop! Yara merhemi…

Hop! Yara bandı. 

Belki de çantamız

Bir ilk yardım uzmanı

        Anne, hem fiziksel yaralarını sarıyor çocuğun hem de gülümsemesi ve şefkatiyle duygusal olarak yara almaktan koruyor. Güven veriyor ona, düşsen de yanındayım diyor, yaralarını iyileştirmene yardım ederim, henüz kapanmadan yenisi açılan yaralarını bile…

       Bir problemle karşılaşınca, deneyebilecek alternatiflerin çokluğunu gösteriyor anne. Umut veriyor çocuğuna.

       Gelişmesi için, öğrenmesi için, ihtiyaç duyduğu becerilerini geliştirmesi için yardım ediyor, kitap okuyor ona…

Kitaptaki cümleler; adeta çocuklar o ses ahengini yakalasın, yakalasın da daha çok okusun, tekrar tekrar okusun diye kurulmuş. Anlar çocuğun yaşamının içinden seçilmiş, özdeşim kursun kendisiyle, güvensin yaşadığı dünyaya, annesiyle ilişkisini fark etsin, güvensin ona diye…

       Anne;  çocuklarıyla mutlu, onlar mutlu oldukça daha da mutlu…

Bense o anneyi görünce, bir an: “Kendini de ihmal etme olur mu anne?” Demek istiyorum. Senin de içinde bir çocuk var.  Ona da iyi bak. Onu görmezden gelirsen kendi çocuklarının sesini de duyamaz olursun bir süre sonra. Fark etmeden öfkene kapılırsın, kendine şefkat gösteremezsen zor olur şefkat duyabilmen başkasına… Bir şarkı söylüyorum o anneye, kendime, kendi anneme ve annelerden dünyaya gelmiş tüm çocuklara, onların büyümüş varlıklarının içinde sakladıkları tüm çocuklara bir şarkı söylüyorum.

İçimdeki Çocuk

Gülümse, ben varım de içindeki çocuğa.

Ben hep yanındayım kızıp bağırsan da.

Gözlerin yaşarıp üzüntüyle dolsan da.

Dilin tutulup öylece bakakalsan da.

Çıkıversin sevgimle kalbinin derininde gizli bahçelerin de, kayıp sözlerin de…

Gülsün gözlerin anılara, hem bana yarınlarıma

Bitmeyen bir düş umut, durur karşında.

Sev kendini kusurunla, bas şimdi karanlığına.

Başka nasıl yaşanır onca acıyla?

Selma TEKİN

Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.