BEYİNDE ARARKEN BAĞIRSAKTA BULDUM – Serkan Karaismailoğlu

Dr. Serkan Karaismailoğlu, Beyinde Ararken Bağırsakta Bulmuş. Daha kitabın ilk sayfalarında ben de kendimi onun derslerinde, yine beyni muhteşem şekilde anlatırken buldum. Serkan Hocam ve diğer hocalarımın beyne olan hayranlıklarındandır belki benim de insan vücuduna olan hayranlığım.

Bilim kitaplarının, araştırma kitaplarının zaman zaman beni sıktığı olmuştur.

Okumak için can attığım ama okuduğum cümleden bir sonraki cümleye hiç geçemeyişim… Serkan Hoca’nın mizahi anlatımının yanında, Dr. Aslı Şan Dağlı Gül’ün çizimleri ile bu kitabı sıkılmadan okudum ve  hedeflediğim günden daha erken bitirdim.

İnsan vücudunun en küçük temel canlı biriminin hücre olduğunu ve bu hücrelerin bir araya gelerek organları, organların bir araya gelerek sistemleri ve sistemlerin bir araya gelerek bizleri oluşturduğunu çok küçük yaşlardan itibaren öğrendik.

Peki, biz gerçekten bu kadar mıyız? İçimizde ya daha fazlaysak?

Benim biraz anatomi bilgim ve okuduğum bölüm gereği nöroanatomi bilgim zaten vardı; fakat mikrobiyotadan haberim yoktu.

9 metrelik yokuş aşağı giden kıvrımlı sindirim kanalında geçiyor, belgesel niteliğindeki kitap. Unuttuğum bilgilerimi tazeleyen, yeni bilgiler öğrenmemi sağlayan Dr. Serkan Karaismailoğlu; günümüz televizyon kanallarında devamlı ismi geçen ama ne olduğunu kimsenin anlatmadığı konuları ele almış. Kitabı okudukça “Hiç bu açıdan düşünmemiştim” cümlesini defalarca kurdum. Zaten kitap ‘siz kimsiniz?’ sorusu ile başlıyor ve ilk bir karmaşa yaşasam da kitabı okudukça, bağırsaklarımda ki 40 trilyon mikroorganizmayı da düşünmeden edemedim.

Mikrobiyota, vücudumuzda yaşayan mikroorganizmaların genel ismi. Halk arasında ‘mikrop’. Annemiz bize daha sarılamadan bu mikroorganizmaların bizi sardığını okuduğumda, insan vücuduna yine tutuldum diyebilirim; çünkü anne karnı, bebek için tertemiz bir ortamdır. Sterildir; fakat insan vücudunun öyle bir sistemi var ki aylarca kaldığımız su kesesi, annemizin ıkınması ile yavaş yavaş doğum kanalına itilir ve yolculuğumuz başlar. Bu sırada su kesesinde ufak ufak sızdırmalar olur ve doğum kanalına girdiğimiz ilk anda ”laktobasil” adındaki bakterilerle tanışmış oluruz.

Bu bakterilerle tanışmamızın ve benim insan vücuduna olan tutulmamın tam olarak ortak noktası da şu ”Annenizin doğum kanalı ve vajina florasında yaşayan bu canlı grubu; salgıladıkları asitlerle bu bölgeyi, bu bölgeye gözünü dikmiş kötü bakterilere karşı harika bir şekilde savunurlar.” cümle ile tamamlanıyor; çünkü bu ilk tanıştığımız bakterilerin vücudumuza saldırması ile beraber bağışıklık sistemi işe koyulur. Laktobasilden de anlayacağımız üzere; “Tüm mikroplar kötü değildir.”  

Sezaryenle doğan bebekler ise ilk olarak annenin derisindeki mikroorganizmalarla tanışır. Kafatası siniri olarak bilinen 12 kraniyal sinirimiz vardır. 10. kraniyal sinirimiz, en uzun sinirimiz olmakla beraber hayati organlarımıza dallanan sinirimizdir. Beyin ve bağırsak arasındaki bu sinir de ikisinin birbirine benzeyip etkilenmesine sebep olmuş. Ki bu yüzden de ikinci beynimiz bağırsaklarımız olmuştur. İnsan vücudunu oluşturan hücrelerden daha fazla mikroorganizmaya sahip olduğumu duyduğumda, “Patron kim?” diye sordum kendime.

Sonuç olarak sayıca daha fazlalar ve beni ben yaptığını düşündüğüm konulara dahil olan bu canlılar; öyle kimyasallar üretiyorlar ki beynime, karakterime, ruh halime, aldığım kilolara, kararlarıma, ruh eşime ve yediğim yemeklere karışıp karar veriyorlar. Bunları okuyup öğrendikten sonra, “Patron kim? Bu vücudu kim yönetiyor?” gibi sorular sormakta kaçınılmaz oluyor.

“Kitabın sonunu bilen bir kişi olarak size en büyük spoiler’ı vereyim;

Ne yersen, osun..”

Zeynep TALAY


Kitap İçin TIKLAYINIZ

Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.