ÇOCUĞUNUZ HAKKINDA BİLMENİZ GEREKENLERMaria Montessori

Dr. Montessori 15 yıl boyunca tıp doktoru olarak çalışmıştır. Ardından 1898 yılında yolu çocuklarla kesişmiş ve profesyonel bir şekilde eğitime yönelmiştir. 1907 yılında, eğitim laboratuvarı olan Çocuklar Evi adındaki 3-6 yaş arası çocuklara yönelik kurumunun ilk temellerini atmıştır. Böylece 1929 yılında Uluslararası Montessori Derneği kurulmuştur.  Maria Montessori derneğin kuruluş amacını şöyle açıklamıştır: “Henüz gelişimini tamamlamamış çocuğun iç kuvvetini keşfederek geliştirmek için çabalarken kendini gerçekleştirme ve gelişimini mükemmelleştirme işinde desteklenmesi gerektiğine dair bilgiyi yaygınlaştırmak.”

Montessori eğitimi ile ilgili çok şey duymuş fakat hiç okuma yapmamıştım. Maria Montessori, bir insan hayatının zihin, zekâ ve kişilikten oluştuğunu ve eğitimin bebek doğduğu an da başlaması gerektiğini savunuyor. Çocuğun doğuştan gelen iç kuvveti ile zaten doğal sürecin de gelişim göstereceğini, bizim ise onun verdiği sinyalleri iyi algılayıp ona rehber olmamız gerektiğini anlatıyor. Çoğumuz çocuğa ne kadar hizmet edersek o kadar iyi ebeveyn oluruz bilinciyle büyüdük, oysa amacını aşan her yardım, çocuğun gelişiminin önüne konulan bir engel haline geliyor.

Haydi hepimiz bir an olsun gözlerimizi kapatalım ve hayal kurmaya başlayalım!.. Bir devler ülkesindeyiz, bütün her şey devler için hazırlanmış; Masalar, yataklar, dolaplar, tabak ve bardaklar, lavabolar, tuvaletler… Tek başımıza ihtiyaçlarımızı karşılayamıyoruz, kendimizi ifade edemiyoruz… Devlerin bizi fark edip yardım etmesine muhtaç durumdayız. Hissettiklerimize yoğunlaşalım şimdi; yetersiz, değersiz, önemsenmemiş, suçlu, başkalarına mecbur hisseder miydik? Bence çoğumuz hissederdik. Bu hisler;  içimizde öfke, nefret, kıskançlık gibi duyguların birikmesine de sebep olabilir. Gözlerimizi tekrar kapatalım. Gene devler ülkesindeyiz ancak bulunduğumuz yer bize göre hazırlanmış. Odamız bizim boyutlarımıza uygun, rahatça ulaşıp kullanabileceğimiz eşyalarımız var. Devler bizi uzaktan gözlemliyor ve ihtiyaç duyduğumuzda bize destek oluyorlar, onlara kendimizi anlatmak ve ihtiyaçlarımızı gidermek için çabalamak zorunda değiliz. Peki, şimdi hissettiklerimiz? Yine tanımadığımız bilmediğimiz bir yer ve dev insanlar etrafımızda ama şartlar değişti; daha huzurlu, öğrenmeye açık ve özgür hisseder miydik? Çocuklarımıza da onların kendilerini rahat hissedecekleri, gelişim evrelerine uygun olarak özgürce hareket edebilecekleri ortamlar yaratırsak, büyüme sürecinde rehber olup öğrenmeleri için desteklersek, kendi kendine yemesine, ciddi tehlike olmadıkça düşmesine, merak duygusunun peşinden gidip her şeyi keşfetmesine rehber olursak; sağlıklı bir şekilde büyümesini, doğuştan gelen, Allah’ın yüklediği fıtrat ve mizacını keşfetme yolculuğunda, kendi olma serüveninde güvenle ilerlemesini sağlarız.

Montessori zihinsel açlığın en az fiziksel açlık kadar gerçek olduğunu söylüyor. Acıktığınızı ve yiyecek bir şeyinizin olmadığını düşünün. Biri yanınıza geliyor ve diyor ki; “Ne kadar da şanssızsın, senin için çok üzülüyorum ve sana dua edeceğim. Yiyecek bir şeyler verecek biriyle karşılaşmanı diliyorum.” Yöneldiğin başka bir kişi ise “Çekil git, defol buradan!” diyor. Ne birinci ne de ikinci kişi açlığınızı gideriyor. Kibar ya da sert söylemler bir şey değiştirmedi, sonuçta hâlâ açsınız… Nasıl ki karnı acıkmış bir çocuk asabi ve söz dinlemez olursa eyleme geçmek ve gelişmek isteyen hem zihnini hem ruhunu beslemeye muhtaç bir çocuk da aynen böyle olacaktır. Başkası sizin yerinize çorbanızı içse, vücudu gelişen siz olmazsınız. Bize bu durumda tasvir edilen, bedenin bakımı dikkatle yapılsa bile çocuğun ruhunun yalnız kalabileceğini gösterir. Bu terk edilmişlik, çocuğun hem karakterini hem de gelişimini zedeler. Nasıl ki bedenin hijyeni ihmal edilirse vücutta bazı enfeksiyonlar oluşur ve beden sağlığı bozulur, aynı şekilde ruh hijyeninin ihmali de zihinsel enfeksiyonlara ve normal işleyişten sapmaya sebebiyet verir.

“Doğanın inkâr edilemez bir kanununa göre; yetişkin insanın inşa ustası ve meydana getiricisi çocuktur. O anlamla çocuk insanlığın babasıdır. Çocuğun kendisini inşa etmesini sağlayan ilahi bir kuvvet vardır. Bu kuvvet her an bizimle birlikte… Gözlemlenmeyi, tespit edilmeyi ve takip edilmeyi bekliyor. Çocuğa da bu doğal gelişim yasaları doğrultusunda kendini inşa edebilme özgürlüğü tanınmalıdır.”

Özetle, bir çocuğun gelişmesi için koşulsuz sevgiye ve alana ihtiyaç vardır. Alan verilmeyen sevgi, hastalıklı bir sevgi türüdür. Çocukluğumuzda belki kimimizin kaşık tutmasına, kimimizin koşmasına, koltuklara tırmanmasına, boyama yapmasına, hatta istediği zaman uyumasına izin verilmedi. Bu bağlamda yetişkinler olarak bizler okudukça farkındalığımızı arttırıp, çocukluğumuzu; Montessori’nin ifadesi ile “İnsanlığın Babasını” yeniden inşa edebiliriz. Çocuklara önce küçük insanlar olarak bakmayı öğrenmeli sonra da çocuk olduklarını kabul etmeliyiz.

Çocuğumuz Hakkında Bilmemiz Gerekenler kitabı hacim olarak ince görünse de içerik olarak oldukça zengindir.  Kitabı okuduğunuzda; eğitim temellerinin dayanması gereken ilkeler, zorunlu eğitimin doğuşu, amacı, fayda ve zararları, pedagojinin kısa tarihçesi, çocuğun en iyi nerede, nasıl gözlemleneceği, çocuğu iç güdüleri ile hareket ederken engellersek neler olacağı, başarmanın nasıl mutluluk getireceği, yazı dilinin hayatımıza getirdikleri, çocuk gözünden bir yetişkinin nasıl olduğu, gelişim yasaları ve evreleri gibi birçok konuda malumatınız olacak.

Kendinizi ve çocukluğunuzu yeniden inşa etme ihtiyacı hissediyorsanız ve çocuğunuza kendi inşasında rehber olmak istiyorsanız bu kitabı okunacaklar listenize ekleyebilirsiniz. 

Burcu AYDIN


Kitap İçin TIKLAYINIZ

Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.