AŞİYAN Sinem Gül Uçar 

“Elif, aynanın karşısına geçmiş saçlarını tarıyordu. Bir an duraksadı. Aynada kendi çehresi ile göz göze geldi. Bir süre öylece bekledikten sonra kendi kendine;

“Ben kimim?” diye sordu.”

Hayatımız boyunca zaman zaman düşünür, sorgularız; ben kimim, ne için yaratıldım, neye hizmet edeceğim, nasıl bir öze, değere sahibim…? Eşref-i Mahlûkat olarak yaratılan bizlerin, diğer yaratılmışlardan ayıran en önemli özelliği düşünmektir. Hatta düşüncemiz üzerine düşünmek. Bu bağlamda gözlerimizdeki ışıltıyı yitirmeden hayatın dikenleri ile de barışarak anlamlı, coşkulu bir ömür sürebilmek için işin biraz mutfağına girip denemek, yanılmak, gayret etmek, araştırmak, sorgulamak ve daima tefekkür etmek gerektiğine inanıyorum.

Aşiyan ile kendim üzerine derin derin düşüncelere daldığım bir zamanımda buluştum. Sabiha Hanım, Elif ile sohbet ederken ben de iliştim yanlarındaki bir sandalyeye. Sesimi çıkarmadım hiç, öyle güzel anlatıyordu ki Sabiha Hanım sevgiyi, merhameti, şefkati, sanatı, edebiyatı,  adeta kalbim şenleniyordu. Sabiha Hanım’ın sohbetine kimi zaman bir şairin naif dizeleri, kimi zaman taş plaktan çalarcasına içime işleyen nihavend, hüzzam, segâh ve daha nice makamlardaki müzikler eşlik ediyordu. Sabiha Hanım Elif’in öğrenmek istediklerini kendi hayatından örneklerle açıkladığı gibi her bir cevabını da ya Kur’an-ı Kerim’e ya hadislere ya da Doğu’nun kadim tasavvuf kültürünün büyüklerinin değerli sözlerine dayandırarak Elif’e hem yol gösteriyor hem de Elif’in kalbini şüpheye mahal vermeyecek şekilde mutmain ediyordu. Elif, Sabiha Abla’sının yanından her ayrıldığında bedeni, ruhu şenleniyor, yepyeni heyecanları, taptaze duyguları heybesine doldurmuş olarak yuvasına dönüyordu.

“Elifçiğim, insan iyiyi, güzeli önce kendi içine tesis etmeli. Eğer biz içimizi güzelliklere açar, kalbimizi olumsuzluklardan temizlersek dünyamız güzelleşir. Sonunda etrafımıza ışık veren, güzellikler saçan bir hâle geliriz. Dünyamızı güzelleştirmenin tek yolu bu canım. Yani değişmesi gereken biziz. Dünya olması gerektiği gibi…”

Büyük mutasavvıf Niyazi Mısri Hazretleri ne güzel söylüyor:

“Ben sanırdım halk içinde hiç bana yar kalmamış

Ben , beni terk eyledim gördüm ki ağyar kalmamış.”

“Aslında baktığımız zaman hayatımızın tümü alışkanlıklardan ibarettir. Eğer insan gerçekten isterse bütün alışkanlıklarını, dolayısıyla tüm yaşantısını değiştirebilir. Allah insana kendini değiştirecek kudreti vermiştir. Bunun için pozitif düşünmeli ve kişi neyi başarmak istiyorsa, kendisini onu başarmış olarak gözlerinin önüne getirmelidir. Düşüncelerimizin önemi tasvir edebileceğimizden de büyük…  Düşünceler duygularımızı, duygular da olaylar karşısında aldığımız tavırları etkiliyor. Mevlâna Hz; ‘Sevgiden bakır altınlaşır’ der. Biz düşüncelerimizi güzelleştirirsek etrafta kötü sandığımız her şeyin güzel yanını görür, geliştiririz.”

“Yaşadığımız her türlü zorluk ve sıkıntı bazen bir hatamızdan dolayı bazen de imtihan olarak başımıza gelir. İnsana çile gibi görünen bu zorluklar aslında bizleri gafletten uyandıran, kıblemizi huzur-ı ilahiye çeviren ilahi lütuflardır. Bizi üzen insanlarla aramıza mesafe koyalım ama onlara karşı içimizde kin, nefret duyguları beslemeyelim. Çünkü kin ve nefret içimizdeki tüm güzellikleri alıp götürür.”

Aile toplumun en küçük ve en önemli parçasıdır. Bir toplumda kadının değerini inceleyerek o toplumun kültürü hakkında bilgi sahibi olabiliriz.  Kadın sağ ise sağlıklı ve mutlu ise aile de sağ ve sağlıklı olacaktır. İnkâr edilemez bir gerçektir bu. Sözgelimi, annelerimiz fiziksel ya da psikolojik sıkıntılar içinde olduklarında ailemizde iyi gitmeyen bir şeyler mutlaka olur.

Kendi adıma bir kadın olarak bunu biliyordum ancak kitapla birlikte ufkum daha da genişledi. Evde nasıl giyineceğimi, sofrayı nasıl ve ne duygularla hazırlayacağımı, iş yaparken, eşime ve çocuğuma vakit ayırırken nelere dikkat etmem gerektiğini dahası evime gelen misafire tavrımın, komşularıma, eşime dostuma davranışlarımın nasıl olması gerektiği hakkında pek çok şey öğrendim.

 Eflatun der ki; “Bir insanın dünyaya gelişi, denizin kıyıya vurduğu dalga gibidir. Dalga kıyıya gelir, yine denize döner. İşte o geliş ve gidiş insanın yaşadığı hayattır.” Bu söz benim kalbimi hep ferahlatır. Bir dalga ile gelip diğeri ile ummana geri döneceğiz. Sen de ummana geri dönmeden önce Elif gibi heybene yeni heyecanlar, dimağına daha önce duymadığın şiirler, şarkılar, kalbine huzur verecek öğretiler, yepyeni bir hobi edinme arzusu ve taptaze duygular koymak istersen Aşiyan tam sana göre…

Burcu AYDIN


Kitap İçin TIKLAYINIZ

Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.