OBLOMOV – İvan Aleksandroviç Gonçarov

Bazı kitaplar vardır ki yazarın isminin önüne geçer; Oblomov da bunlar arasında kesinlikle. Literatüre dahi girmiş “Oblomovluk” sözcüğü bugün her ne kadar tembellik olarak kullanılsa da kitapta anlatılanlar bunun çok daha fazlasını içeriyor.

Kitaba başladığınızda Oblomov’un miskin halleri sizi bunaltabilir, yer yer bırakmayı düşünebilirsiniz ancak tavsiyem; bırakmayın. Oblomov’u gerçekten seveceksiniz ve onu anlayacaksınız; çünkü onun anlaşılmaya ihtiyacı var.

Kafasının içi sürekli bir şeylerle meşgul ancak eyleme dökülemiyor hiçbiri. Binlerce küçük ayrıntıyı düşünmekten işin içinden çıkamıyor. Bariz üşengeçliğini de görebiliyoruz, eyleme geçmeyle ilgili her şeyi çürütebildiğini de. Bazen o kadar komik argümanlar ortaya atıyor ki gülümsemenize sebep oluyor.

Bunun yanında farkındalığı yüksek olan da bir karakter, bu yönüyle beni ayrıca etkiledi. Her şeyin farkında olup bir şey yapmama hali, yani bilinçli bir tembellik daha çok. Yaşayan bir ölüye dönüşerek, ölümden ölümlülüğü alma gibi de yorumlanabilir. Hiç kimsenin hayat koşturmacası içinde fark edemediği gerçekleri yattığı yerden çok net bir biçimde görüp analiz edebiliyor.

Bütün bunlar neyin uğruna sorgulamalarını çok sık yapıyor ve de yaptırıyor. Hayata dair yaptığı sorgulamalar çok bilgece, takındığı tavır ve duruşunun feylesof bir yanı kesinlikle var.

“İnsan ne için yaşadığını bilmezse günü gününe yaşamakla kalıyor. Günün geçmesini, gecenin gelmesini beklemekten başka zevki olmuyor. Bugün nasıl yaşadım sorusuna cevap vermeden uykuya dalıyor, ertesi gün aynı hayat.”

Ölü değil mi bu adamlar? Oturdukları yerde uyumuyorlar mı? Ben yatakta yatıyorum, kafamı valeler ve aslarla doldurmuyorum diye kabahatli mi oluyorum?

“…

– Sanırım yaşamaya bile üşeniyorsun.

– Öyleyim sanırım.

–  Peki özellikle sevmediğin şey ne?

–  Her şey.  Bu aralıksız koşuşturma, sıradan tutkular, açgözlülükler, birbirinden üstün olma arzusu, dedikoduculuk, insanı baştan ayağı süzmeler…”

Benim Oblomov’dan yola çıkarak “Oblomovluk”tan anladığım; biraz hayata kırılmışlık, biraz küsmüşlük, artık bir şeylere hevesinin kalmaması ve bir şekilde kendini dış dünyaya kapatmak. Bu pencereden bakıldığında eminim ki birçok okuyucusu kendindeki Oblomovluğu keşfedecek. Her açıdan Oblomov değilsinizdir hiçbir zaman, çünkü o başka bir boyut 🙂 yine de belli noktalarda onunla özdeşlik kuracaksınız. Teoride kalmış pratiğe dönüşememiş biri, aslında hepimiz gibi; biraz senin, biraz benim gibi.

Peki biz zamanımızı nasıl harcıyoruz yeterince efektif mi, düşünüyor muyuz, fark ediyor muyuz, yoksa kendimizi sanal aleme mi hapsediyoruz?

Akletmenin hürriyetiyle kalın.

Kübra ARIOĞLU


Kitap İçin TIKLAYINIZ

Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.