İNSAN OLMAK  – Engin Geçtan

     Yaşanılan sebepsiz suçluluk ve değersizlik duygularının; bireyin çocukluğunda ebeveyninin kısıtlayıcı, aşırı koruyucu, cezalandırıcı, tutarsız vb. tutumlarından ötürü anne babasına bilinç dışı düzeyinde düşmanlık ve öfke duyguları beslemesinden ve de bunların farkında bile olmamasından kaynaklanabileceğinden bahsetmektedir.

    Öfkenin bilinçaltına itilerek bastırılmasının; bireyde ani öfke patlamalarına, düşmanlık, değersizlik, suçluluk duygularına hatta depresyon ve anksiyeteye neden olduğunu, öfkenin yanlış ifade edilmesinin de hiçbir işe yaramadığını anlatıp; öfkeyi doğru ve yararlı şekilde dışa vurmanın önemini belirtmektedir.

‘’Değersizlik duygusunu yenmenin en önemli adımı gerekçelerini neyi neden yaptığını fark etmektir, kendine hoş görülü olmaktır.’’

    Kaygı, kararsızlık ve karamsarlık ilişkisini, kaygının kökenlerini açıklamıştır:

‘’Kaygıdan kaçnmak için onu görmezden gelme vb. bilinç dışı kullanılan çeşitli yöntemler hiçbir işe yaramadığı gibi psikosomatik hastalıklara neden olurlar.’’

‘’Mesela yükseklik korkusu olan bir kişi aslında kendini aşağı atmaktan korkuyor olabilir, bilincinde olmadığı bir kendine düşmanca eğilimler ve ölme isteği geliştirmiştir.’’

‘’Fobiksen, aslında kaygını belirli bir noktaya odakladığın içindir.’’

‘’Kaygı ve buna eşlik eden çaresizlik duyguları, günlük yaşamın sorumluluklarını üstlenebilmek için gerekli beceriyi geliştirememiş ve gerçek benliğine yabancılaşmış olmanın belirtileridir.’’

    Ve ‘’bir insanın kaygıdan kurtulabilmesinin tek yolu kendi var oluş sorumluluğunu üstlenebilmesidir. Bu sorumluluk gerektiğinde, başka insanların desteği ve yardımını alabilmeyi de içerir.’’ diyerek kaygıdan kurtulmak için gereken yolu göstermiştir.

     Sorumluluk almaktan kaçmak için kişilerin kullandığı savunma mekanizmlarının üzerinde durmuştur:

     Şanssızım, kadersizim, ailem kötüydü başıma bunlar o yüzden geldi; mağdur görünmek, sürekli psikolojik kaynaklı bedensel yorgunluk, kendini hiçe sayarak başkaları için çırpınma, içine kapanma, sürünün bir parçası olma, aşırı eğlence ve zevk düşkünlüğü, sadece düşünce ve mantıkla hareket ederek duyguları ve sezgileri algılamaya çalışmamak, işleri son ana bırakmak…

      Yalnızlık, ortak yaşam ilişkisi, nevrotik kısır döngü (nevrotik kşilerin özellikleri: bencil kaygılı kendiyle aşırı meşgul, sorumsuz başkalarına bağımlı, olayları ve insanları siyah-beyaz şeklinde algılayan, kendini diğer insanlardan üstün gören…), yaşam ve ölüm son olarak da kendini yaşamak bölümlerine yer vermiştir.

      Yaşamına anlam katamamanın, anı yaşamayarak adeta ölümü beklercesine günleri tüketmenin ölüm korkusuna sebep olduğu anlatılmıştır. ‘’Dünyada iki türlü insan vardır: yaşayanlar ve yaşayanları seyredip eleştirenler. Seyretmek ölümü, katılmak ise yaşamı simgeler.’’

      ‘’İçinde yaşadığımız dünyanın zor bir alan olduğundan yakınarak zamanı tüketmek yerine, onu ve gerçeklerini kabul ederek savaşmak zorundayız.’’

      Tüm kitabı elimde kalem altını çizerek notlar alarak düşünerek okudum. Kısaca kaygı, öfke, üzüntü, değersizlik, yalnızlık vb. olumsuz duygulardan kaçmak için yaptıklarınız onlarla yüzleşmek, kabul etmek veya adım atmaktan daha fazla enerjinizi alıyor ve çıkmaza sürüklüyor sizi. Bu yüzden dibine kadar yaşayın diyor. Kaygılanın, öfke duyun,  üzülün, sevinin yeter ki bunları bastırmayın, görmezden gelmeyin. Mücadele edin, gerekirse bırakın, sevin, sevilin, risk alın kenardan izlemeyin hayatı, sorumluluk alın, konfor alanınızdan çıkın diyor. İnsanı kendiyle yüzleştiren hatta toplumumuza da eleştirel farklı gözle bakmasını sağlayan muhteşem bir kitap herkese tavsiye ederim.

Gülsüm ATEŞ


Kitap İçin TIKLAYINIZ

Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.