KIZIL ÖLÜMÜN MASKESİ – Edgar Allan Poe

   Gotik ve yeraltı edebiyatının dahi yazarı Poe, bu öykü kitabında yine karanlık düşlerini gerçeğin en yalın şekliyle ortaya seriyor. Öykülerindeki yeraltına tırmanan karakterleri, ruhunun birer iz düşümü olarak kabul edersek yazarın ne denli gizemli ve karamsar bir yapıya sahip olduğunu anlayabiliyoruz. Korkuyu insan dinamiğinin vazgeçilmezi kabul eden yazar; saplantılarıyla yaratıp, psikozlarıyla büyüttüğü karakterlerini, ölmeden toprağın siyah kollarıyla buluşturuyor.

   Delilik ve dahilik arasında seyreden hayatını kelimelere döken yazar, absürt öykülerinde bile kendi iç dünyasını size avcunuzun içindeymiş gibi hissettiriyor. Dilin sınırlarını zorlarken, kuralsızlığı kendine kural edinmiş gibi cesur davranarak sizi büyülüyor. Öykülerindeki kurgusal yeteneği tüylerinizi ürpertirken; ölümü, yaşamak kadar doğal karşılaması öykülerinin gerçeklik hissini artırıyor.

    17 farklı öyküden oluşan kitabın en sevdiğim öyküleri Kızıl Ölümün Maskesi ve William Wilson oldu. Kızıl Ölümün Maskesi hikâyesinde; salgın hastalıkların milattan önceki insanlar kadar eski, milattan sonraki insanlar kadar yeni olduğunu hissettim. Salgınların kollektif bir ölüm korkusu yaratmasının ardından insanların hayatlarında daralan zamanlarına daha sığ adımlar attıklarını düşündüm. Hayatta eşit dağıtıldığına inandığım tek şey zaman, bu zamanın içindeki tek gerçek ölüm mü?

   Shakespeare aşkı tasvir ederken, cennette olmak isterdim. Poe ölümü tasvir ederken, hayatta olmak isterdim. Kitapta şöyle yazıyor; ‘’Umut… İşkenceyi yenen umut… Engizisyonun zindanlarındaki ölüm mahkumlarına bile fısıldayan umut.’’  Bu hayatta umut, en son bitecek şey ise ölümde aşk kadar güçlüdür.

Ufuk Zafer ADA


Kitap İçin TIKLAYINIZ

Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.