İRADE TERBİYESİ – Jules Payot

“Ne ilginçtir ki insanlar her türlü eğitim için bir öğretmene ihtiyaçları olduğunu kabul ederler ancak davranış bilimlerine gelince öğrenmeye gayret etmez ve önemsemezler” demiş Nicole.

İradesizim, irade gösteremedim, iradem dışı oldu. Bu ve benzeri cümleleri çoğumuz kurmuşuzdur. Gerçek anlamda irade nedir ve ben nasıl irade sahibi bir insan olabilirim diye çok düşündüm. Bazen çok basit şeylerde irade gösteremiyoruz. Mesela yazıldığımız spor salonuna devam etmemek gibi. Aman boş ver deyip gitmemeyi seçiyoruz. Bazen de hayatımızı etkileyecek konularda mesela önemli bir sınav için kararlı ve istikrarlı bir şekilde çalışma iradesi gösteremiyoruz. Peki, neden böyle? Geminin dümeni bende değilse kimde? İrademi ben yönetmiyorsam kim benim yerine kaptan koltuğunda oturuyor? Dürtülerimiz mi, hazlarımız mı, tutkularımız mı, sadece duygularımız yahut sadece mantığımız mı, ya da salt aklımız mı yürütüyor bu gemiyi? Ömür dediğimiz bu yolculukta irademizi kullanıp dengeyi bulamazsak; karaya oturmak, sarp kayalara çarpmak ya da fırtınada alabora olmak kaçınılmaz sonuçlar olarak karşımıza gelecektir.

Düşüncelerimizin karakterimiz ve eğilimlerimiz üzerindeki etkisini yeni yeni fark ediyoruz. İrade, duygusal bir güçtür ve düşüncelerin irade üzerinde etkili olabilmesi için tutkularımızla beslenmesi şarttır. Son otuz yıldır Avrupa’yı şekillendiren düşünürler iki teoriye dayanarak irade terbiyesinin aksine çalıştılar. Birinci yanlış, karakterin sabit bir yapı gibi dokunulmaz, değişmez olduğu düşüncesidir. İkincisi ise irade terbiyemize faydası da olan özgür irade teorisi. Stuart Mill, bu doktrinin, uygulayıcılarına canlı bir kişisel kültür kattığını söylemiştir. Ancak doğru söylemek gerekirse özgür irade teorisinin de birincisi kadar kendimizi kontrol etmekte bize zarar verdiğini belirtmek zorundayız. Bu teori, insanı ıslah etmenin kolay ve doğal olduğunu iddia eder. Oysaki kişiliğin oturması, psikolojimizi çok yakından tanımayı gerektirir ve sabırla yürünen, uzun soluklu bir süreç sonunda elde edilebilir.(sf.9-10)

Hani bir tabir vardır bizde Türk gibi başla Alman gibi bitir. Gerçekten bir işe başlarken ne kadar hevesli, azimli, heyecanlı, gayretli bir yapımız var. Ancak sürdürmeye ve sonlandırmaya gelince genelde ortada olmuyoruz. “Gerçek şu ki kararlı bir iradenin karşısında ancak devamlı bir güç durabilir. Tutkularımız ise doğası gereği geçicidir; ne kadar şiddetli olursa bir o kadar kısa sürer. Ancak rahatlık, rehavet, tembellik veya aymazlık diye adlandırılan huylarımız süreklilik arz eder. Bu huylarımıza karşı yapılacak mücadele, mücadeleyi tekrar etmekten başka bir şeye yaramaz, sonunda başarılı da olunmaz.”(sf.13)

Çocukken her şey ne kadar kolaydı değil mi? Hiçbir zaman gerçekleştirmemiz gereken sorumluluklarımız olmadı. Yürümek, konuşmak, öğrenmek, gayret etmek, uyumak… Hepsi kendiliğinden bir sistem içerisinde kolaylıkla gelişti. Zaten bu süreçler daha doğduğumuzda bizim irademize bırakılsaydı ortaya neler çıkardı çok merak ediyorum doğrusu. Yetişkinlikte amaç belirleyip onun için adım atıp yürümek, konuşmak, öğrenmek, gayret etmek hep irademiz dâhilinde olan şeyler. İrademiz olmadan bu kadar mükemmel bir şekilde kullandığımız yeteneklerimizi irade bizde olduğunda neden kullanamıyor, tökezliyor, çoğu zaman çuvallıyoruz? Aklıma tek bir cevap geliyor. Her şeyin temeli çocuklukta atıldığı gibi irademizi kullanmanın temeli de orada atılıyor. Eğer başımızda bize yol gösteren bilinçli birer ebeveyn yoksa iradeden bihaber büyüyoruz. Mesela kaçımıza 2. yaşımızı doldurmamızı takiben hangi kıyafeti giymek istediğimiz soruldu ya da o an uyumak yerine oyun oynamayı bedelini ödemek pahasına seçebildik? Sevmediğimiz bir yemeği kaçımız özgür irademizle reddedebildik? Kararlarımız, düşüncelerimiz dinlendi mi? Eğer cevabınız evetse sizin adınıza çok mutlu oldum çünkü yetişkinliğinizde iradenizin dümenini kolaylıkla elinize alabilecek güce sahipsiniz. Ama hayırsa üzgünüm ki iradenizi geliştirmeniz için çok fazla irade göstermeniz gerekecek. Nasıl bir ironi değil mi? Çocukken bize söylenen sen çocuksun anlamazsın, sus bakayım ben annenim en doğrusunu ben bilirim, babanla öyle konuşma çok ayıp gibi cümlelerle alınmadı mı kendimizi tanıma, keşfetme özgürlüğümüz elimizden. “Oysa özgürlüğümüzün tek garantisi psikoloji kanunlarıdır. Bu aynı zamanda kendimizi tanımamızı sağlayan tek araçtır. Psikoloji kurallarını düzgün bir biçimde kullanırsanız, sapasağlam bir karara dönüşür. Böylece karıncaya yem olacak bir tohum kasırgalara kafa tutan bir meşeye dönüşebilir. Özgürlüğümüzü garantiye almak için yapılması gereken tek şey hayata dair bir planınız olmasıdır. Psikoloji kurallarına ilişkin bilgi ve becerilerimiz bize değişkenleri ve birleşimleri yöneterek seçilen planı gerçekleştirmemizi sağlar”.(sf.31)

Jules Payot kitabı beş bölümde yazmış; Meseleye giriş, kişiye özel tavsiyeler, çevrenin önemi, iç kaynaklarımız ve irade psikolojisi. Her bir bölüm bir kitap niteliğinde kendi içinde alt başlıklara bölünmüş. İrademizi geliştirmemiz, doğru kullanabilmemiz, kapasitesinin farkında olmamız, tefekkür edip kendimizi fark etmemiz için harika öneriler ve örnekler sunmuş bizlere. “Akıllı insanın hayatının kemale ermesi de uzun süren bir sabrın eseridir. Yani harekete geçmek binlerce eylemi yerine getirmeyi gerektirir. Vicdan üzerine muhteşem çalışmaları olan Bossuet: “Ani çıkışların büyük düşüşleri olur. Mütevazı, küçük bir tohum gibi basit alışkanlıklar büyük davranışlara dönüşür.”(sf.104)

Evet, size de kaplumbağayı hatırlattı değil mi? Yavaş ama kendinden emin ve istikrarla yola devam etmek. Kaplumbağa şanslı çünkü bu onun fıtratı istese de hızlı olamaz, ancak tefekkür edip düşünebilirsek bize çok güzel bir şey öğretir sevgili kaplumbağa. İrademizi kullanmayı öğrenmek mümkün ve hiçbir zaman da geç değil, bu kitapta tüm yollar gösterilmiş. Bana göre irademizi geminin dümenine oturtmak bize çok konforlu bir hayat sunuyor. Eğer siz de bu konuda zorlandığınızı düşünüyorsanız bu kitabı rehber edinebilirsiniz.

Keyifli okumalar dileğimle.

Burcu AYDIN


Kitap İçin TIKLAYINIZ

Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.