SİNEKLERİN TANRISI – William Golding 

” “İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir” diyor Sabahattin Ali. Sosyal psikoloji ise iyilikle kötülük arasındaki zarın çok geçirgen olduğunu söyler. Kimseye kötülüğü dokunmayan birisi, güç ve imkân bulduğunda vahşileşebilir.”

Kemal Sayar’ın böyle bir tweetini okumuş ve notunu almıştım uzun zaman önce. Ben bu kitabı okurken her iyinin içinde biraz daha iyi, her kötünün içinde biraz daha kötü olabileceğini gördüm.

Öncelikle, İngilizlerin Beelzebub dedikleri şeytanın Kutsal Kitap’taki İbranice adı, Sineklerin Tanrısı anlamına gelen Baalzbub olduğu için de Golding kitabına bu adı vermiş. Peki kitap ne anlatıyor?

Atom bombasından korunmak için başka yere taşınan bir grup İngiltereli çocuğun, uçağın kaza yapması sonucu bir adada mahsur kalması ve yaşadıklarını anlatıyor. Bu 6-12 yaş arasındaki çocukların, bir düzen kurma çabası ve ardından gelen adeta bir darbe havası var kitapta. Çocuklar başlarında bir büyük olmadan bu yaşlarına kadar ailelerinden, öğretmenlerinden, büyüklerinden kısacası çevrelerinden öğrendikleriyle nasıl hareket ederler ya da içgüdülerini kullanarak, kenarda köşede büyümeyi bekleyen o iyi-kötü duygularıyla hareket ettiğini ya da o masum çocukların şartlar istendiği gibi gitmediğinde ne kadar acımasızlaştığını, vahşileştiğini anlatan belgesel tadında bir kitap.

Ben çocuk kitabı olduğunu düşünmüyorum. İmgelerle, çocuklar üzerinden büyükler hedef alınmış aslında.

Adada ilk karşılaşanlar Ralph ve Domuzcuk oluyor. Domuzcuk, gözlüklü olması, kilolu olması, nefes darlığının olması gibi bedensel kusurları ve takma adına rağmen adadaki en zeki çocuk. Hatta Domuzcuğun (kitapta ismi geçmiyor) toplantıda hayal ürünü yaratıklardan değil de insanlardan korkulması gerektiğini söylemesi ve daha sonra adada gerçekleşen iki ölümün de yaratıklardan değil de insanlar tarafından gerçekleşmesi onun nasıl bir olgunlukta olduğunu gösteriyor.

Ralph ise babasının Deniz Kuvvetlerinde binbaşı olması nedeniyle onları bulup, kurtaracağı umudu içerisinde. Bulunana kadar da okuduğu hikâyelerdeki gibi buradaki zamanın eğlenceli geçeceğine inanıyor. Ralph’in sudan çıkardığı deniz kabuğu, Domuzcuğun önerisiyle önce bir boru olur ve diğer çocukları toplar; daha sonra da söz sahibi olmanın sembolü olur. Deniz kabuğunu kim elinde tutarsa o kişi toplantıda söz sahibi olur.

Bir diğer karakterimiz Jack. Ralph ile benzer özellikler taşımalarına ve bir süre yakın olmalarına rağmen aslında tam bir zıt karakterlerdir. 

Jack, kilise korosunun başıdır ve ekibi koro üyeleridir. Zorbalık meraklısı, sorumsuz bir çocuk. İnsanları aşağılar, korkutur, ayrımcılık yapar. İlk ismi yerine soyadı ile çağrılmak ister çünkü bu onun için bir güç göstergesidir.

Kitap boyunca gerek Jack ve koronun üzerindeki kostümler gerek Jack’in davranışları bana Hitler’i anımsattı. Ralph iyiliği temsil ederken, Jack kötülüğü temsil ediyor yani. İlk yapılan toplantıda deniz kabuğunu bulup üfleyerek herkesi toplayan Ralph, şef seçilir. Buna tek bir kişi itiraz eder; Jack.

Ralph ormanda bir ateş yakılmasını ve o ateşin dumanını bir geminin ya da bir uçağın görmesiyle onları bulup, kurtaracaklarına inanır. Amaç ateş yakılmasıdır ve bu ateşten Jack ile ekibi sorumludur. Tabi olay bu şekilde ilerlemez ve Jack yavaş yavaş çocukları avcılıkla, ziyafetle kendine çekmeye başlar… Kitabın “bomba” bölümlerine çok girmeyeceğim.

 AMA;

Öldürmenin ve avcılığın hazzını alan Jack asla mantığı ile hareket etmez, tek düşündüğü şey avlamaktır. Hatta yüzünü boyayıp bir maske yapar.  Bunu yazar kitapta şöyle dile getiriyor:

“Yüzünü örten boya maskesinin arkasında, utançtan da kurtulmuştu, kişiliğinin bilincinden de.”

Jack’in maske yapması, yüzünü boyaması bence kendi vicdanından kaçması.

Çocukların kan dökme isteğine yenik düşüp de Simon’u öldürmüş olmaları beni üzdü. Fakat Simon öldükten sonra bu olaydan hiç bahsedilmemesi beni daha da üzdü. Bahsedilmez ve hatırlanmazsa böyle bir vahşetin hiç yaşanmamış olduğuna belki o kadar da vahşileşmiş olabileceklerine inanmak istemediklerinden hiç konuşmadılar. Bazen sonucundan hoşlanmadığımız, kabul etmek istemediğimiz şeyleri aklımıza getirmemeye çalışır, aklımıza gelse bile kendimizce bahaneler üretiriz. Kendimizden kaçarız bir nevi.

İmgelerle dolu bir kitap aslında. Her okunduğunda farklı bir anlam çıkacağından ve farklı bir bakış açısı yaratacağından eminim.

Mesela, şeytanminaresi yani deniz kabuğu; demokratik bir ortamı ve düşünce özgürlüğünü,

Ralph; hedefine ulaşmak için elinden geleni yapan demokratik bir kişiliği,

Jack; hedeften çok kendi hiyerarşik düzenini kurmak ve dediklerini zorla yaptırmak isteyen diktatör bir kişiliği olduğunu çıkarabiliriz.

Mekanın ada olması, adanın dış dünyadan izole olmanın bir sembolü bence. Karakterleri dış dünyanın olumlu – olumsuz etkilerinden uzaklaştırarak iç dünyalarına bir yolculuk yapmaları gerekiyordu belki de…

Güç ve iktidar mücadelesinin çocuklar arasında bile var olduğunu çok iyi yansıtan bu kitap, iktidar mücadelesi, üstünlük yarışı, sınıflı toplum yapısının tamamen insan doğasına ait olduğunu anlatıyor. Kötülük bulaştığı her yerde davranışlar, düşünceler, doğa bile güzelliğini kaybediyor. İnsanlığı çocuklardan yola çıkarak anlatan, insanların güdüleri, korkuları ve hırsları tarafından nasıl şekillendirildiğini gerçekçi bir yoldan anlatan kitap başlarda sıkılsam da sonrasında heyecanla okuyup bitirmeme sebep oldu.

Çocukların “temiz kalpli birer melek” değil, birer insan olduğunu bize hatırlatırken, her insanın içerisinde iyilik ve kötülük bulunduğunu ve hangisini beslersek o yönde ilerleyeceğimizi anlatmaya çalışmış. Herkesin içinde olan kötülüğün dil, din, ırk fark etmeksizin herkeste olduğunu bir şekilde bir yerden patlak verdiğini ve kuralların, yasakların bunu bir yere kadar engelleyebileceğini anlatıyor. Bende çok farklı, çok başka bir his bıraktı bu kitap.

”“Demek istediğim şu… Bizden başka canavar yok belki…”

“Gerektiği gibi davranmazsanız, gelip sizi kurtaracaklarını ummaya ne hakkınız var?”

“Vicdan insanın içindeki Tanrıdır.”

“Aydınlık olduğu sürece, yeterince yürekliyiz.” 

Her zaman iyi görmek ve iyi olmak dileğiyle..

Zeynep TALAY


Kitap İçin TIKLAYINIZ

Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.