ZAMİR – Hakan Günday

Ben, sen ya da o…

Gerçek, yalan ya da sıfır…

Bulutların yüzlerinde ve gölgesinde karanlık maskeler toprağın kuytu köşesinde.

Bombalar çocuksu düşlerin kundağında ninniler ağıt mı dinle.  

Söylesene en büyük savaş iki insanın arasındaki mi yoksa iki devletin arasındaki mi?

Yalanlar treninden ilk atlayanların düştüğü mayınlı yol dürüst makinistlerin yolu değil mi?

Diyarbakır yolunda bir mülteci takside… kendinden kaçarken kendine yakalandı. Suratında renksiz bir maske…  Nereye kaçtığını sordu Halep’li şair:

“Derinkuyu yeraltı şehrinden Gazze’deki yeraltı şehrine kaçıyorum” dedi mülteci. Gülebilse gülerdi…

Zerre ve oğlu Zamir; hayatta zerre kadar mutluluk için şansları olmayan iki mülteci… Zorla yapılan evliliğin kimliklerde kader diye yazıldığı bir coğrafyada Zerre akıl almaz kanlı bir planla karnındaki mülteci Zamiri bir mülteci kampına doğuruyor. Zerre kendi evini, ruhunu, bedenini yıkıp geçerek çıkıyor yola… Anne karnındayken yazılan kaderin keder diye okunduğu bir yola…  

‘’Ne de olsa mülteci sadece evini değil, yola çıktığı gün kendini de terk eder. Çünkü o kadar acıdan sonra, yola çıkanla hedefe varan aynı kişi olmaz.’’

      İnsan umutlu olunca küçük su birikintileri bile denizin sonsuzluğunu hissettirir.

‘’Ne bir nehir ne bir ova ne bir dağ… Ne bir ağaç ne bir bulut! Hiçbir şey insana deniz kadar özgürlük fikri vermez. Hatta özgürlüğün kendisi bile.’’

İnsan günün her anında yaşamıyor. Vakit ararken geleceği kurtarmak için geçmişinde boğuluyor.

İnsan insan…

Savaş mı? Barış mı?

Soğuk mu? Sıcak mı?

Sıcakken barış da? Soğukken savaş mı?

’Savaşmak için bir silah yeter ama barışmak cesaret ister.’’

      Tarih tekerrürden ibarettir evet. Tarihler değişiyor takvim yapraklarında. Kıtalar, dağlar, okyanuslar değişiyor. İnsanın insana yaptığı zulüm bitmiyor. Yazar insanları birbirine saplanmaya odaklı şarapnel parçalarına benzetiyor şarapnel ise dünyanın ta kendisi… Zamir bu şarapnel parçalarının biriyle dünyaya geliyor ve bu parçaları havada yok edip insanlara saplanmasını önlemek için bir yardım kuruluşunda çalışıyor. Dünyanın jandarmalığını yapan ülkelerinin yalan ve kaos planlarıyla başlattıkları savaşlarda en büyük yıkımları göçmenler yaşıyor. Köleliğin olmadığı bir çağda savruldukları yerlerde modern köleliğe zorlanıyorlar. Tekerrür iyi şeyler adına oluyor mu bu dünya da? Oluyorsa neden insanlardan belli olmuyor?

     Ölüm ve yaşam bir mültecinin gözleri arasında ki mesafe kadar. Bomba ile doğan bir çocuk bir kibritle dünyayı aydınlatabilir mi? Zamir Arapça barış demek. Dünya diline çevirirsek anlam olarak karşımıza birçok kelime çıkıyor; sömürü, savaş, çaresizlik ve yalnızlık… Yalnızlık birer ihtilaldir bir mültecinin kalbinde… Naif bir ölüm şeklidir mülteci doğmak Zamir içinse ayakta kalma biçimi…

    Zamir kitapta hiçbir savaşı kaybetmedim diyor kibriyle değil öğrenciliği ile diyor. Hayatın belki de en masum öğrencisi ‘’o’’… Savaşla doğduğu dünyada yalanla barış satıyor. Patlatma mekanizmasının şarapnel mermisi etrafına takılması usulü ile geleneksel bir patlayıcı haline gelen bir bombayla Zamir doğarken jestlerini mimiklerini ve duygularını kaybederek. Hayata geldikten sonra hayatına giren insanların davranışları onun duygularında hiçbir üzüntüye ve sevince dönüşmüyor. Sadece hayatında olup olmadıklarını belirliyor. Tıpkı benim gibi…

   Görünmezlik makinesi sizin elinize geçse ilk neyi görünmez yapacağınız sizin elinizde. Bu makineyi keşfetmiş gibi ilk kendini kaybeden insanları görüyorum çevremde…

Ufuk Zafer ADA


Kitap İçin TIKLAYINIZ

Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.