EVET-BEYİNLİ ÇOCUK – Daniel J. Siegel – Tina

“Çocuklarım için dilediğim o kadar çok şey var ki. Mutluluk, duygusal anlamda güçlü olmaları, akademik başarı, sosyal beceriler, kendilerinin farkında olabilme ve daha niceleri. İnsan nereden başlayacağını bile bilemiyor. Onların mutlu ve anlamlı birer hayat sürmeleri için hangi karakteristik özelliklere odaklanmak daha önemlidir? Ebeveynler, hayat ne kadar zor olursa olsun çocuklarının başkalarını önemsemelerini ama bunun yanı sıra kendi haklarını savunacak kadar dik durmalarını istiyorlar. Özgür olmalarını ve bir yandan da karşılıklı tatmin hissine varabilecekleri iyi ilişkiler kurabilmelerini istiyorlar. Çocuklarının işler istedikleri gibi gitmediğinde yıkılıp düşme eğiliminden uzak durmalarını istiyorlar. Tüm bunlar evet beyni yaklaşımının gelişimine bağlı olarak gerçekleşecektir. Evet beyninin dört temel karakteristik özelliğini kazanmak gerekmektedir.

Denge: duygu ve davranışları yönetme becerisidir. Çocuklar denge sayesinde kendilerini sakinleştirebilir ve kontrollerini kaybetme eğilimleri azalabilir.

Psikolojik dayanıklılık: Hayatın kaçınılmaz sorunları ve mücadeleleri ortaya çıktığında hızlıca kendine gelebilme becerisidir.

İçgörü: Kendi içlerine dönüp, kendi kendilerini anlayabilme becerisidir. Öğrendikleri sayesinde ileride iyi kararlar alabilir ve hayatlarının kontrolünü ellerinde tutabilirler.

Empati: Bir başkasının bakış açısını anlayabilme becerisidir. Bu sayede, doğru zaman geldiğinde, işleri yoluna koymak için gerekli adımı atma istekliliğini kendilerinde bulabileceklerdir.” (Giriş)

Kulağa ne kadar güzel geliyor değil mi, çocuklarımızın bu donanımlara sahip birer birey olarak büyümeleri ve hayatları boyunca sağlam durma becerisine sahip olmaları fikri. İyi haber hepsi bu potansiyele sahip olarak doğuyor. Eşsiz ve mükemmel yaratılmışlar. Eğer potansiyellerini fark etmelerine, yukarıda yazılan becerileri geliştirmelerine, yerli yerinde ve zamanında kullanmalarına rehber olabilirsek hepsi bunu başarabilir. Çocuklar her şeyi modelleyerek öğrenmeye meyyaller. Bu da biz ebeveynlerine büyük sorumluluk yüklüyor. Tıpkı bir aynanın kendisine yansıtılanı göstermesi gibi çocuklar da birer ayna, bizim aynalarımız. Elbette kendilerine ait özleri, fıtratları, mizaçları var ancak bunların bile gelişimi bizim tavrımıza bağlı olarak değişiyor. ‘Bu noktada güzel bir mesaj vermek istiyoruz: Siz de çocuklarınıza böylesi bir esneklik, algılama ve psikolojik dayanıklılık kazandırma gücüne sahipsiniz. Zihinsel güç derken anlatmak istediğimiz tam olarak budur. Çocuklarınıza güçlü bir zihin kazandırmaktır. Hem de sabır ve merak üzerine bir dizi ders almalarına gerek kalmadan veya birlikte uzun, yoğun ve birbirinize dik dik bakmak zorunda kalacağınız diyaloglara girmeye ihtiyaç olmadan. Aslında ihtiyacımız olan tek şey çocuklarınızla kuracağınız günlük etkileşim. Evet beyni bir düşünce yapısı ya da dünyaya farklı bir yaklaşım şeklinden çok daha fazlasıdır. Bu konu çok nettir. Çocuğunuza hayatın güçlükleri ile güven ve heyecan duygusunu yitirmeden yüzleşmesi için gereken içsel rehberi sağlar.’ (Sf.21)

“Tam aksi olan Hayır Beyni ise farklı unsurlar arasında bağlantılar kuran alın (prefrontal) korteksinden değil de çoğunlukla beynin daha arka ve daha ilkel bölgelerinden hareketlenir. Bütünleşme kabiliyeti nispeten düşüktür. Bir tehdide karşılık verirken ya da yaklaşan bir saldırıya hazırlanırken beynimiz Hayır Beyni durumuna geçer. Bunun sonucunda aşırı tepkisel, hata yaparım kaygısıyla fazlaca savunmacı ya da başını derde sokma derecesine gelecek kadar meraklı bir hal alır. Hayır Beyni için dünya ile ilişkiler iki şekilde olur. Biri saldırmak, diğeri reddetmek. Hayır Beyni’nin dünyaya bakışı inatçılık, kaygı, rekabet ve tehdit üzerine kuruludur. Bu yüzden zor durumlarla baş edebilmek ya da kendini veya diğerlerini anlamak için sergileyebileceği kabiliyetleri sınırlıdır. Dünyaya Hayır Beyni durumuyla yaklaşan çocuklar, içinde bulundukları koşuların ve kendi duygularının insafına kalmışlardır. Duygulara takılıp kalırlar, duygular arasında geçiş yapamazlar ve gerçekte olup bitenlere sağlıklı yanıtlar geliştirmektense şikâyet etmeyi tercih ederler. Yeni bir şey ile karşılaşma ya da hata yapma konusunda Evet-Beyinli çocuklarda olduğu gibi açık ve meraklı bir tavır sergilemek yerine, takıntılı denecek kadar kaygılı olurlar. Hayır Beyni durumunda çoğunlukla ipler inatçılığın elinde olur.” (Sf.22-23)

Eğer bir çocuğunuz varsa Hayır Beyni ile yaşamanız kaçınılmaz olacaktır. Çünkü Evet-Beyni yaklaşımı beynin Prefrontal korteksi tarafından gerçekleştirilebilen bir beceridir ve bu da yirmili yaşların sonuna kadar gelişmeye devam edecektir. Burada önemli olan beyin gelişmeye devam ederken neleri güçlendireceğimizi seçmek ve ona göre stratejiler geliştirmektir.  Yazarların diğer kitapları olan Bütün Beyinli Çocuk ve Dramsız Disiplin kitaplarını da okudum. İtiraf etmeliyim ki kitapları ilk okuduğumda karnımda bir ağrı içimde bir titreme vardı. Çünkü bahsettikleri uygulamalara ve bilgilere çok yabancıydım. Tüm ömrümce Hayır Beyni konumunda büyümüş olduğumu gözlemlemek ve bir ebeveyn olarak çocuğuma bu konuda rehber olmam gerektiği ile yüzleşmek zor bir deneyimdi benim için. Yine Hayır Beyni moduna geçip umutsuzluğa kapıldım, bunlar benim aklıma bile gelmez olay anında nasıl hatırlayacağım, nasıl hayatıma geçireceğim gibi bir sürü olumsuz düşünce ile karşı karşıya kaldım.  Son kitap Evet Beyinli Çocuk kitabını okurken kendimde fark ettiğim neydi biliyor musunuz? Beynin o mucizevi nöroplastisitesi. Bu kitabı okurken okuduğum birçok stratejiyi hayatıma geçirebildiğimi fark ettim. Evet, bütünüyle değil belki ama belirgin bir ilerleme vardı ve ben de Evet Beyni moduna geçiş yapabiliyordum. Kaç yaşında olursak olalım kendi içimize bakıp değişmeye niyet edersek bu kesinlikle mümkün. Çünkü Allah öyle mucizevi bir şekilde yaratmış ki bizi gerçekten çok güçlü varlıklarız.

İlgi nereye giderse, sinir hücreleri olan nöronlar orada ateşlenir. Nöronlar nerede ateşlenirse orada akım oluşur, yani bir araya gelirler. Nöroplastisite, çocuklar için ne tür deneyimler yaratmaları gerektiğine dair ebeveynleri oldukça ilginç sorular sormaya sevk eder. İlgi nereye yönelirse nöronlar oraya ateşlenir. Nöronlar Evet Beyni durumuna ateşlendiğinde, kuracakları bağlantılar da yapıcı olur. Beynin değişimine ve bütünleşmesine katkı sağlar. O yüzden çocuğunuzla kitap okurken, “Sence bu olay küçük kızı neden üzdü?” gibi sorular sorun. Bu sayede çocuğunuzun beyninde empati ve sosyal kaynaşma devrelerinin oluşması ve güçlenmesi için fırsat yaratmış olursunuz. Seçim sizin: Hayır Beyni mi? Evet Beyni mi? Bir bahçıvanın tırmığı kullanması ya da bir doktorun stetoskopu gibi ebeveynlerin de ilgi adı verilen bir aracı vardır. Bu aracı, çocukların beynindeki önemli parçaları geliştirmek ve birbirleriyle bağlantılı hale getirmek için kullanabilirler. Çocuğunuzun bütünleşik olmaya dayalı gelişimini bu yolla yönlendirebilirsiniz. (Sf.37-38)

Kitaptan çok alıntı paylaşmak istedim çünkü dolu dolu bir kitap. Her sayfası, her paragrafı, her satırı bize çok önemli bilgiler veriyor. Ve asla sıkmadan, ağır akademik bilgilerle boğmadan, uygulamalı, bol örnekli anlatılmış. ‘Kendini tanımayan insan hiç kimseyi tanıyamaz, kendini tanıyan herkesi, her şeyi tanır.’ demişti, Doğan Cüceloğlu. Hayata kör bakmak gibi bir şey kendinin farkında olmamak. Kafa gözü ile görüyoruz ama kalben, zihnen körüz. Çocuğumuza, eşimize, sevdiklerimize en çok da kendimize, duygulara, hislere, düşüncelere yabancıyız. Bu kitaptan çok şey öğrendim ama beni en çok etkileyen iç görü oluşturmak oldu. “İç görü, sadece kendi dünyalarını ve duygularını anlamaları değil aynı zamanda duygu ve davranışları regüle edebilmeleridir”. diyor, Siegel. Tıpkı Jung’un dediği gibi: ‘Görüşünüz ancak yüreğinizin içine baktığınızda berraklaşır. Dışa bakan düş görür, içe bakan uyanır.’ Uyanmanıza yardım edecek bu eseri mutlaka okuyun derim.

Sevgiyle…

Burcu AYDIN


Bültene Kayıt Olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.